Yüzyıllardır üzerinde konuşulan bir kavram var, adı özgürlük … bazen bir isyanın sebebi bazen bir inancın kısıtlanma çeşidi olan özgürlük…bazen bir insanın savunma şekline bürünüyor bazen de tanımlanması imkansıza yaklaşıyor…
Gelin ilk insan olan 2000 yıl yaşayan Hz. Adem’e bakalım…
Hz. Adem beş özelliği ile mutlu olmuştur
–Hatasını itiraf etmek
–Pişmanlık duymak
–Nefsini kötülemek
–Tevbeye devam etmek
–Rahmetten ümidini kesmemek
Iblis de beş sebepten dolayı mutsuz olmuştur.
Günahını ikrar ( saklamadan söylemek ) etmemek
–Pişmanlık duymamak.
–Kendini kötülememek
–Kendini kötülemeyip azgınlığını Allahü Teala’ ya nisbet etmek
–Rahmetten ümidini kesmek.
Ne kadar özgür hissetti kendisini acaba ilk insan olan Hz. Adem yada secde etmeyen Iblis….
Yada bizmiyiz acaba özgürlüğün sınırlarını çizerken özgürlüğü kısıtlayan…
Bırakın her insan özgürlüğünü kendi sınırları dahilinde kendi hissettiği şekilde yaşasın…
Bizi ayıran ne bir celse
Ne de bir ölüm.
Sadece gidiyorum
Bilmediğim uzaklara!
Yüreğimi inciten de
Bu anlamsız gidişin!
devamı »
Hayat tesadüfler üzerine kurulu bir oyun! Başa gelen her şey bir tesadüf sonucu!
Tesadüf sonucu kendimi bir oyunun içinde buldum yüzümdeki çocukça gülümsemelerimle…
Hani sevdiğin bir arkadaşını yolda gördüğünde yüzünde bir tebessüm vardır ya, işte o tebessümdür yüzümdeki… devamı »
- Takdir edildiklerini hissettir.
- Kusurlarını değil potansiyellerini gör.
- Güç ile değil, ustalıkla yol göster.
- Önce sev.
- Özel bir şeyin parçası olduklarını hissettir.
Osmanlının yıkılışına kadar barış içinde yaşayan bu bölge , bu yıkılıştan sonra birçok olaya sahne oldu. Aradan geçen onca zamana rağmen, hala Türkiye’nin izlemesi gereken politika ve stratejileri hakkında istikrarlı bir ses duyulmamaktadır. Hiç azımsanmayacak bir rakam olan 2 milyonluk nüfusu teşkil eden Irak Turkmenleri 1000 yılı aşkın bir süredir Irak sınırları içerisinde yaşamaktadır. 70 milyonluk Türkiye yanında küçük bir rakam olarak gözüken bu nüfus aslında Irak nüfusunda hiçte azımsanmayacak bir çoğunluğu teşkil etmektedir.
Şimdiye kadar gelen Irak yönetimlerince asimile edilmeye çalışan, yada yok sayılmak istenen bu türkmen nüfusuna sahip çkılması , Türkiye’nin geçmişi ve geleceği için büyük bir sorumluluktur. Şimdiye kadar Türkiye’nin kürt kelimesine karşı, kulaklarını kapatarak yaptığı siyasetin pek bi işe yaramadığı bu günlerde açıkça görülmektedir. Uzun yıllar, kendi içimizde Türk-Kürt (resimde kerkük kalesi görülmektedir)sorununu tartışırken, kürtler kendi isimlerini avrupada kolayca dile getirebilmişlerdir. Biz dünyaya kapalı bi şekilde tartıştığımızı sandığımız bu sözde sorunu 5 ay önce Zagrep’ te Hırvat bi arkadasımın ağzından duyduğumda oldukça şaşırmıştım. devamı »
Mermer düşlerimizin özüyle denizler aşarız yaşadıkça gelgiti
Mavidir yüreğimiz, pembe boyalı evlerde kaybederiz düşleri
Kirli bir gömlekle yaşar, papatya sevdalarla yolarız takvimleri
Yüreğimizdeki aşk dövmeleriyle hayat rotasız, yamalı bir gemi
Yüreğimizin yosunlu milatlarında kerpiç evlerde günah çıkarırız, durgun nehirlerde sevgi gemimizi yüzdürürken. Aşklar yaşarız geçmişten, kaç düş, kaç gerçek hüznünde yalancı senelerin miadıyla sorgulu ömürler tüketiriz, değiştikçe zaman. Her gece uykulara dalan koca şehirlerde aydınlık yarınlar beklerken, ellerimizdeki çürük kementlerle tılsımlı çocukluğumuzun ıslanmış tenlerinde dumanı üstünde tutan sevdalarla avunuruz.
Her hazan mevsiminde yokluğuna küfrettiğimiz sevda boylarında gün saklanır terk edilmişliğimize. Ayaklarının altında ezilen sevda çiçekleriyle kendini kaybeder insan. Ayıklandıkça kuşkular seker içimizde kurşunlar. Kılavuzsuz bir rüzgâr aşkın mor dudaklarını yalar, harami zamanlarında kılıçtan geçirilen bütün aşklar ağlar. Vedaların ışıksız odalarında ulaşılmamış tutkulu bir koordinatın resimleri okşanırken albümlere gözyaşları düşer ve bir adam maziyi düşler. devamı »
Yalınayak bir Odessa ve onun inanılmaz seferi
Yanına beş günlük yiyecek, iki hazinesi olan incil ve ‘Göçmenin ilerleyişi’ kitapları, kendini korumak için ufak bir balta ve birde battaniye alan Legson Kayira gözleri parlayarak yaşamının son yolculuğunu çıktı. Nvasaland’daki kabilesinin köyünden yola çıkıp vahşi Doğu Afrika topraklarını kuzeye doğru aşarak Kahire’ ye varacaktı. Buradan bir gemiye binip yükseköğrenim görmek üzere Amerika’ya gidecekti.
Bu olaylar ekim 1958’ de oldu. Annesi tam olarak bilmiyor ama Legson o zaman onaltı, onyedi yaşlarındaydı. Annesi ve babası okuma yazma bilmiyorlardı, Amerika’ nın nerede ve ne kadar uzakta olduğundan haberleri yoktu. Ama oğullarının yolculuğuna içlerinden gelmesede razı oldular.
Ne kadar yanlış hesaplanmış olsa da Legson için bu yolculuk düşlerinin, eğitim görme kararının ürünüydü. Yoksulluktan Amerika başkanlığına kadar yükselen ve daha sonra siyahları kölelikten kurtarmaya çalışan kahraman lincoln gibi olmak istiyordu. Ya da kölelik zincirlerine karşı çıkıp Amerika için büyük bir eğitimci, yenilikçi olan siyah insanlara umut ve saygınlık sağlayan Booker T. Washington gibi… devamı »
- Gerçek hedeflerine kendilerini adamışlardı.
- Yüreklerindeki tutkuyu izliyorlardı.
- Kendilerine ve düşüncelerine güçlü bir inançları vardı.
- Karşılarına çıkabilecek engellere hazırlıklıydılar.
- Yardım istiyor ve çevrelerinde destekleyici bir takım kuruyorlardı.
- Yaratıcı çözümler peşindeydiler.
- Ne olursa olsun azimlerini kaybetmiyorlardı.
- “Engeller beni yıldıramaz. Her engel, beni daha iyiye doğru kaçınılmaz bir değişime iter. Gözünü bir yıldıza dikmiş kişi, kararını değiştirmez.” - Leonardo da Vinci
(Alıntıdır : Engel Tanımayanlar,Cynthia Kersey)
Eflatun’a sormuşlar :
İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ?Eflatun tek tek sıralamış , ‘Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. devamı »